Son dönemde giderek artan hekim hataları ve tıbbi uygulama hatalarının  yargı  aşamasında  değerlendirilmesinde  en önemli rollerden  birini  adli  bilirkişi  raporu  oluşturmaktadır. Bilirkişi görüşü ile ancak olayın ne olduğu , kusurun olup  olmadığı  ve  kimin  yaptığı anlaşılabilmektedir.

Bilirkişi  görüşü   mesleki, bilimsel ya da teknik bir konuyla ilgili    olarak yasal kovuşturmada kanıt olarak sunulacak (yazılı veya sözlü) her hangi  ifade   olarak tanımlanabilir. 

Yakın zamana  kadar    yargının  genel olarak  bilirkişi  denilince sadece resmi kurumları var kabul etmesinden dolayı  başta geciken  dosya  sonuçları ve tartışmalı sonuçlar olmak üzere bir çok sorun yaşanmış ve yaşanmaya   devam etmektedir. Son dönemde  bilirkişiliği  üniversiteler ve  özel bilirkişilik kurumlarının da yapabileceğinin kabulu önemli bir aşamadır.

Ancak asıl önemli  farklılığın  Birleşik Devletler gibi  ülkelerde  uygulanan  çapraz  sorgulama ve benzer yöntemler sonucu gelişen taraf bilirkişiliği  oluşturmaktadır. Artık mahkeme tek başına bilirkişi ataması yapmamakta ve taraflar da bilirkişileri saptayarak onlardan görüş alabilmektedirler.

Taraf bilirkişiliği özellikle tıbbi uygulama hataları   gibi   kurumsal yapılara karşı  bireyin açtığı davalarda  büyük önem taşımaktadır. Bunun yanı sıra  bilimsel yaklaşımın ,güncel objektif  bilginin temel olduğu bilirkişilikte  sadece  atanmış adli tıp kurumundaki o alandaki tek  kişinin  ve ilgili alanlardan olmayan diğer uzmanların oluşturduğu  görüşlere bağımlı olmaktan da kurtarmaktadır.

Hekim hatalarının ağırlıklı olduğu tıbbi uygulama hataları   olguları her geçen gün artarak yargıya  gelmektedir.  Olayların artmasında bir çok faktör rol oynamaktadır . Faktörlere  baktığımızda   kamuoyunun,  bu konu hakkında bilgilenmeye başlaması ve hasta hakları kavramını öğrenmeye  başlamasının  yanı sıra  bu tip olaylarda uzmanlaşan  avukatların sayısının artması da önemli rol oynamaktadır.

Ancak unutulmaması gereken önemli bir unsur hekim uygulamalarında hedef  her zaman  iyileştirmeye yönelik olmasına karşın   bazı  durumlarda iyileştirmeye yönelik  girişimler  bazen   hastada     beklenmeyen  zarar verici  olaylara  neden  olabilmektedir. 

Komplikasyon  kavramı bu yüzden  hekimlik  uygulamalarında  önemli bir yere sahiptir.  Risk-yarar analizi   bu  açıdan  çok  önemli  ve  gereklidir.  Günümüz hukuk anlayışında  yer alan “izin verilen risk” kavramının tıbbi  karşılığı “komplikasyon” dur ve tek başına kusur sayılmaz . Dolayısıyla hekim  ve diğer sağlık personelleri, tıbbın kabul ettiği risk alanı  çerçevesinde gerçekleşecek kötü sonuçlardan sorumlu tutulamazlar.  Ancak  hekim, tedavi sonucunda ortaya çıkacak riskten ancak kusur yapması halinde sorumlu tutulabilir(1)

 Yargıda  bilirkişinin  önemi  çok  açıktır. Davanın aydınlatılmasında  bilimsel  görüşler  çok önemli bir rol  oynamaktadır. Bilirkişi görüşü bu açıdan önem taşımaktadır. Tıbbi uygulama hataları bu açıdan ilk sırada  sayılması gereken olgu tipidir. Hastada bir zarar ortaya çıktığında, bu zararın tıbbi uygulamadan kaynaklanıp kaynaklanmadığını, uygulamanın kusurlu olup olmadığını belirleme görevi, tıbbi bilirkişilerindir. Adli bilirkişilik özellikle  tıbbi  değerlendirmenin doğru yapılmasıyla  ancak belirlenebilen  tıbbi uygulama hataları  olgularında mutlaka başvurulması gereken bir boyuttur.

 Tıbbi bilirkişilikte temel  kriter : ortaya çıkan zararın  objektif kriterler içerisinde  bilimsel ölçütlerde  uygulamayı yapanın eğitim düzeyini göz önünde bulundurarak, aynı ortam koşullarında, aynı yetkinlik düzeyinde bir hekimin göstermesi gereken özeni gösterip göstermediğine bakarak değerlendirilmesidir .

Günümüzde de   çok büyük  tazminat davaları olmasına ve cezalar verilmesine karşın, hekimleri sigorta eden kuruluşların bunları karşıladığı görülmektedir. 1990’lı yıllarda bu yüksek tazminatlar ve suçlamalar  konunun  gündeme yerleşmesine neden  olmuştur.

Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre yılda 234 milyon cerrahi müdahale gerçekleştirilmektedir. Söz konusu ameliyatlarla bir çok insanın hayatı kurtulmakta ya da hayat kalitesi arttırılmaktadır, ancak yine aynı araştırmaya göre, ameliyatların % 3 -17  si hastalar üzerinde istenmeyen durumlara yol açmakta ve her ameliyat olan bin hastadan sekizi hayatını kaybetmektedir. (Sage 2003)

Türkiye’deki duruma baktığımızda bu konuda  kapsayıcı bir çalışmanın olmadığı görülmektedir. Ülkemizde yapılan çalışmalar tıbbi uygulama hatası ile ilgili olgularda resmi bilirkişilik kurumu olan Yüksek Sağlık Şurası ve Adli Tıp Kurumu’nun önüne gelen olgular bağlamında gerçekleştirilmiştir. Yapılan çalışmalarda söz konusu bilirkişilik kurumlarının % 30 ile % 45 arasında bir oranla hekimleri kusurlu bulduğu görülmektedir. Bununla beraber, söz konusu kurumlar önüne gelen olgu sayıları yıldan yıla artış göstermektedir. (Ertem ve ark 2009)

Tıbbi uygulama hata iddiası ile açılan davalarda artış, yeni Türk Ceza Kanunu’nda ceza oranlarının artması, verilen cezaların paraya çevrilmemesi, ertelenmemesi, kimi zaman ise yüksek tazminat ile sonuçlanan davalar hekimlerin bu konuda ki duyarlılığını artırmıştır. Konunun medyada giderek artan oranlarda gündeme gelmesi toplumun ilgisini çekmektedir.

Tıbbi uygulama hataları olgularının  yargıda  doğru değerlendirilebilmesi  ancak  sağlıklı  tıbbi  bilirkişilik   uygulamaları  ile  mümkündür. Dünyada gelişmiş ülkelerdeki uygulama  çapraz  sorgulama  sonucu  gelişmiş olan tarafların bilirkişilik hizmetlerini  serbest  olarak alabilmeleri modeline dayanmaktadır. Bu da konusunda uzman, eğitilmiş bilirkişilerce rapor verilmesinin önünü  açmaktadır.  Başka  bir deyişle   konusunda yeterliliği ispatlanmış bilim adamlarının raporlarıyla olayların  net olarak belirlenmesi yapılabilmektedir.

Son yıllara  kadar  Yargıtayın  sadece  Adalet bakanlığına bağlı adli tıp kurumundan gelen raporları kabul etmesi ve başka değerlendirmeleri yok sayması  bilirkişilik  konusunda  bir çok  sorunu da beraberinde getirmiştir.

Son dönemde  bunu değiştirerek Yargıtayın da bilirkişilik  raporunun nereden  alındığından   çok ana kriter olan raporun yeterliliğini ön plana  almaya  başlamış olmasıyla  daha  sağlıklı sonuçlar elde edilmeye başlanmıştır. Adli Tıp bilirkişiliği  bu konuda bilimsel  altyapıya sahip ,objektif  ölçülere  bağlı  standart  bir çalışma   modeline sahip  kişi ve  kurumlar tarafından  yapılmalıdır. Özel ve üniversiter  yapıların da bu konuda önde gelen yapılar olduğu ve olacağı tüm dünya uygulamalarında da  görülmektedir.