Şiddetin her yerde ama  özellikle de  kadında şiddetin  çok  artış gösterdiği günleri yaşıyoruz.  Aslında moda deyimle  şiddet  sarmalı  her yeri sarmış vaziyette . Gerçekten şiddetin   tüm ortamları ve çevremizi ele geçirmiş olduğu gözükmekte.

Herkes aynı soruyu  soruyor . Bu şiddet nasıl önlenecek  ?Özellikle  şiddetin  düzeyinin  okulundan evine dönen üniversite öğrencisi Özgecan’ın  hunharca  öldürülmesine kadar uzanması  herkesi  dehşete  düşürmüş durumda.

Olayın boyutu sadece  balkondan seyrederek görüş beyan etme aşamasını çoktan geçmiş , yaşam güvenliğini tehdit eden duruma  girmiş vaziyette. Akşamüstü okulundan evine dönen üniversite öğrencisi Özgecan’ın başına bu geliyorsa  herkes her şeyi yaşayabilir kaygısı itiraf edilmese de herkesin beyninde dolanan ana fikir.

Devletin konuyla ilgili birimlerinin açıklamalarını  dinleyenler  acaba bunlar yeterli  olabilecek mi sorusunu soruyorlar. İçişleri bakanlığı , Aileden sorumlu ve sosyal politikalar   bakanlığı  ,Milli Eğitim bakanlığı  ile  Başbakanlık açıklamalarını  dinliyoruz.

Bu konuda  yapılması gerekenleri  şiddetin önlenmesi konusunda yol almış  ülkelerin  yaptıklarından yola çıkarak  kısa bir analiz yapalım.

Olayı iki boyutta değerlendirmek gerekmektedir ;

1-Olayı yaşayanlara  hem mağdur boyutunda hem de saldırgan boyutunda neler yapılmalı ?  İlk ve acil olarak bu konudaki önlemlerin  ve uygulamaların değerlendirilmesi önemlidir.  Ancak bunun tartışıldığı ortamlarda tüm yapılabilecekleri göz ardı edip tartışmayı  bu suçu işleyenlerin idam cezası alıp almaması noktasından başlamak hem büyük bir yanlıştır  hem de diğer önlemlerin konuşulmasını gölgelemektedir. Bu konuda da cinayeti  başka bir cinayetle çözülemeyeceği  noktasından değerlendirdiğimi ifade ederek  devam edeyim.

2-İkinci boyut ise koruyucu önlemlerin tartışılmasıdır. Bu  olayın meydana gelmesini önlemeye yönelik uzun dönemli çalışmaları içeren ve sonuçların hemen gözükmediği   çalışmalardır. Ama hemen bugün başlanması ve  çalışmaların  yaygın ve süreklilik gösterecek şekilde sürdürülmesi çok önemlidir. Farkındalıkla başlayan ,bilgilenmeyle devam eden ve bilinçlenmeyle sonuçlanabilen bir süreç uzun dönemde oluşan ama başarıldığında da çok  önemli sonuçlar verebilen  bir boyuttur.

Olay  anından başlayarak saldırganlar için söylenmesi gereken ilk nokta  caydırıcılık prensibidir. Caydırıcılık  iki  şekilde sağlanmaktadır. Bunlardan ilki sıfır tolerans olarak  isimlendirilen ve geçmişte New York kentinin  şiddetten arındırılmasını sağlayan prensibin tavizsiz uygulanmasıdır.  Bu çok önemlidir. Çünkü işlenen bir suç  potansiyel olarak bu suçu işlemeyi düşünen  kişileri cesaretlendirebilmekte ve onların da cinsel şiddet suçu işlemesini sağlamaktadır. Bakıldığında da sansasyon yaratan  cinayetlerin hemen ardından benzer suçların artış göstermesi de bunun somut göstergesidir. Kişiyi öldürdükten sonra parçalamak ve onları çöpe atmak hiç rastlanmayan bir olayken  şimdi  karşımıza çıkan bir boyuta dönmüştür. Bu  bir tür copycat diyebileceğimiz- cinayet yöntemi taklidi -hareketidir.

Caydırıcılığın sağlanması da iki  aşamada değerlendirilmelidir. İlki kolluk gücü yani polisin bu olaylardaki tutumunun  net ve  buna yönelik olmasını sağlayacak eğitimi almaları sağlanmalıdır. Amerikan polisi bu konularda  eğitilmiş ve kesin talimatlarla bu tip olaylarda ne yapmaları gerektiği tekrarlayan eğitimlerle  öğretilmiştir. Buradaki davranış modelinin polisin dünya görüşü ya da kişisel değerlendirmesinden etkilenmeyecek bir disiplinle  sağlanması çok önemlidir. Bizde ise polisin bir çok olayda aile meselesi biz karışmayalım , hadi karı-koca arasında bu tip olaylar olur yaklaşımlarıyla olayı değerlendirdikleri bireyin hakkını ve korunmasını değil kurumun korunmasını ön plana  aldıkları görülmektedir.  Aile bütünlüğü önemlidir ama ancak kişi güvenliği sağlandıktan sonra göz önüne alınması gerekmektedir. Bunun öğretilmesi şiddet olaylarında çok önemlidir.

İkinci grup ise  yargı çalışanlarıdır. Bu suçu işleyen bir kişi  çok ağır ceza alacağını bilmeli ve bunun hiçbir şekilde indiriminin  olmayacağının bilincinde olursa bu  caydırıcılığı sağlayan bir boyut olacaktır.Kişisel görüşüm yargı konusunda  şu çelişkinin çözümünün yapılması gerekliliğidir.  Ceza kanunlarındaki maddeler gerçekten solidve  yeterince  suçun karşılığını oluşturacak  cezayı içeren düzeydedir. Ama uygulamada bu suçların hemen hepsinde   hakimlerin ve savcıların iyi hal indirimine başvurdukları , tutukluğu kaldırdıkları gibi uygulamaları görmekteyiz. Bunun sosyolojik boyutta tartışmasını burada yapmak istemem  ama polislerde olduğu gibi hakim ve savcıların da kadına yönelik şiddet olgularında  değerlendirmelerini yaparken takım elbise giymiş olmayı ya da olay anında mağdurun çeşitli durumlarının hafifletici olduğu gibi yaklaşımların objektif görüşü zedelediği ve  caydırıcılığı azalttığı görülmektedir.

Bunlardan başka  olay anında yapılması gerekenlerin de gözden geçirilmesi çok önemlidir. Özellikle evde şiddetin önlenmesi konusunda  aşama kaydetmiş  ülkelerdeki uygulamalarda kısa sürede müdahale edilebilmesi ve kadının (% 90 ları geçen oranlarda mağdur hep kadın olmaktadır )  güvenliğinin  sağlanabilmesi çok önemlidir. Bunun için en etkili yöntemin etkin olabilen alo –imdat hatları ile  güvenli sığınma evleri olduğu görülmektedir. Bu konuda sadece 183 alo imdat hattıyla sınırlı   telefon uygulamasının ve her geçen gün sayıları azalan sığınma evlerinin durumu göz önüne alındığında  sınıfta kaldığımız görülmektedir.İtalya  alo-imdat hatlarıyla önemli işler başarmıştır. Sığınma evleri ise  artmak yerine her  geçen gün kapatılan kurumlardır. Bu çok dikkat çekicidir. Çünkü  özellikle  evde kocası  ya da partneri  tarafından  şiddete maruz kalan bir kadının ilk gereksinmesi tehlike bölgesi olan evden kaçmak ve kalabileceği  bir yer bulmaktır. Krizin en önemli aşaması kalacak yerdir. Sığınma evleri bu soruna cevap olabilecek girişimler olarak ön plana çıkmaktadır. Belediyelerin ve devletin bu sorumluluğunu yerine getirmemesi, kadına yönelik şiddetin arttığı  ülkemizde  öldürülme oranlarını da arttıran temel unsurların başında gelmektedir. Mutlaka  sığınma evleri hemen açılmalı ve gizlilik , güvenlik gibi  koşulları  sağlanmalıdır. Elektronik kelepçe , tehlike butonlarının  ancak hemen olay yerine gelen güvenlik güçleri olan yerlerde etkili bir caydırıcı  unsur olduğu  ama maalesef bizde bu durumun olmadığı göz ardı edilmemelidir. Bunlar ülkemiz için kurtarıcı olamayacak yöntemlerdir.

Son olarak da yurttaş bilinci üzerinde  bir şey söylemek istiyorum. Bir çok olayın çevresindeki insanlar tarafından görülmesine karşın  müdahale edilmediği  saptanmıştır. Eski dönemde Adana’da sokak ortasında karısına 32 bıçak darbesini 2 saat boyunca saplayan kocaya , daha dün İstanbul’da  karısını evde parçalayarak çöpe  atan adamı  biz sesleri duyduk ama karışmadık diye medyaya demeç veren komşular örneğine kadar  bir çok örnek olgu bulunmaktadır. Mutlaka ve mutlaka bu tip olaylarda hemen ihbar yapılması gerekliliğini anlatabilmek ve bu bilinci yerleştirebilmek önemlidir. Hemen müdahale edebilen  alo –imdat ekipleri  ve polisin ortak çalışmasıyla  bu çok önemli  bir caydırıcılık unsuru olacaktır. Bugünkü ben ne istersem yaparım  yaklaşımının da önüne set  gerecek  çevre baskısı da  saldırgana istediği gibi davranabilme özgürlüğünün ortadan kalkması  sonucunu getirecektir.

Uzun dönemde ise  toplum eğitimi çok önemlidir. Bu eğitim kısa ve orta dönemde konuyla ilgili çalışan tüm meslek gruplarına verilmelidir. Bu problem ancak multidisipliner çalışmayla aşılabilecek bir problemdir. Bu yüzden ilgili meslek grupları  başta sağlık , hukuk , yargı , eğitim , psikoloji , kolluk güçleri olmak üzere tüm gruplara bu konuda bilgilenme ve bilinç oluşturma çalışmaları yapılmalıdır.

İkinci aşama ise toplum eğitiminin verilmesidir. Bu çok farklı boyutlarda değerlendirilmesi gereken bir konudur. Özellikle toplumu etkileyen kişi ve kurumlar ile  ulaşılabilecek kanal ve yöntemlerle bu sağlanmalıdır. Bu konu kamu spotu kavramından  çok daha fazlasını ifade etmektedir.  Lider konumundaki kişilerden başlayarak şiddeti kullanılan ifadelerden çıkartmak , çözüm için  uzlaşmayı  ön plana çıkarmak  ve  bireyin önemi ve değerini  anlatabilmek çok özetle yapılması gereken öncelikli eylemlerdir. Burada  cinsiyet ayrımcılığının, şiddet toleransının  ve diğer başka sosyal değerlerin de eklenmesi gerekir ama yazının hacmini çok aşacağından sadece bunları belirterek yazıya son vermeden önce  mağdur olan, şiddeti yaşayan kişinin  hemen polis ve yargıya başvurarak hakkını arayabilmesi pratikte  zor gözükse de  gereklidir ve bunu ilk adımı da adli rapor alarak hasarın resmi olarak tespitinin yapılmasıdır. Bu kişinin hakkını koruyabileceği en önemli belgedir.